Alturizm

Alturizm

Türk Dil Kurumu sözlüğü alturism kavramını, çıkar gözetmeksizin başkalarının iyiliği için özveride bulunmayı bir ilke olarak benimseyen ahlak tutumu şeklinde tanımlar iken ”alturist” kavramını ilk kez kullanan Auguste Comte ”başkaları için yaşama eğilimi yada isteği” olarak tanımlamaktadır.

Alturisme dair yapılan birçok araştırma, bu davranışın sadece insanlarda değil, diğer canlılarda da soylarını devam ettirme amacı ile sergilenmekte olduğunu; dolayısı ile bu davranışın öğrenilen bir davranış değil, kalıtsal olarak canlılarda var olan bir içgüdü olduğunu ileri sürmektedir.

Bu kavramın, bireylerin içinde yaşadıkları toplum ile ilişkili olduğunun unutulmaması gerekmektedir.  Kollektivist (toplulukçu) toplumlarda, bireylerin alturist tutum sergilemeleri daha olağan iken, bireyci toplumlarda daha az rastlanır bir davranış türü olabilmektedir.

Bu kişiler gerçekten herkesi/her şeyi kendilerinden önce mi düşünüyorlar?

Tanımdan yola çıkarak devam edecek olursak, bireylerin nasıl bir toplumsal-kültürel yapıda yer aldıkları ve ‘diğerleri’ odağı ile ne gibi davranışlar sergiledikleri bilindiği takdirde ancak net bir yanıt verilebilmektedir.

Alturismi patolojik (ruhsal-davranışsal sıkıntı) bir bakış açısı ile ele almak, kavramın doğasına uygun olmayacaktır.  Alturismin literatürdeki tanımı daha çok ‘ihtiyacı olanı görmezden gelmemek ve destek olur/yardım ederken de bir kişisel bir çıkar gütmemektir’.  Ancak, kişilerin kendilerini ve ilişkilerini zarara uğratacak düzeyde sergilenen tutum ve davranışların altında gerçekte ne olduğu sorgulanabilir elbette.

Bunda bir yapmacıklık, kendini sevdirme çabası var mı? Yoksa tamamen gerçek hisler mi?

Alturist bireyler için konuşacak olursak, aslında bir yapmacıklık veya kendini sevdirme çabası yoktur.  Ancak çevresindeki kişilerin her dediğini yapma, etrafın ne düşündüğüne aşırı önem verme ve onlara göre yaşama gibi davranışları başka bir boyutta incelemek ya da adlandırıyor olmak daha doğru olacaktır.

Böyle kişilerin tipik özellikleri neler?

Alturistler genellikle toplulukçu kültürde yaşayan ya da toplulukçu bakış açısına sahip olan, ‘ben’ den ziyade ‘biz’ ile söze başlayan bireylerdir.

Diğerlerini aşırı önemseyen, onlara göre-onlar için yaşayan, sürekli başkalarından öğüt ve destek bekleyen, başkaları ile aynı görüşte olmadığını söylemekten çekinen, istemese de ilişkilerini bozmamak adına hoş olmayan işleri yapmaya gönüllü olan bireyler ise soruda ki kasıt, elbette durum ve kişilere göre değişim göstermek ile birlikte belki ‘bağımlı’ kişilik yapılanmasından söz edebiliriz.

Konuyla alakalı en sık karşılaşılan hikayeler aslında ebeveynler ve çocukları ile ilgili hikayelerdir.

Çocukları için maddi manevi güçlük çekmeyi göze alan veya  çocukları uğruna çok mutsuz olmalarına rağmen ayrılmamayı düşünen çiftler ile sıklıkla karşılaşmaktayız.  Buradaki hassas nokta, aslında ‘çocuk için’ yapılan fedakarlığın başlı başına ‘çocuk için bir yük’ oluşu.  Ebeveynler alacakları kararları sadece kendileri doğru buldukları için ( çocukları adına ya da kendileri için) almalılar. Yıllar sonra ‘Senin için…..yaptım.’, ‘Yemedim, yedirdim.’ gibi söylemler çocukları sadece o yükün altında bırakmaya neden oluyor.  Yemek istemiyorsanız yemeyin ama bunu öz kararınız ile yapın, kimse için değil.  ‘Alturism’ kavramına gelecek olursak; yukarıda sözünü ettiğim örnek ile bu kavramın  tanımı örtüşmüyor aslına bakacak olursak.  Alturism de sergilenen davranış veya yapılan fedakarlık sonucunda kişi bir çıkar elde etmeyi beklemez.  Ancak ‘Yemedim, yedirdim’ diyen birey, bunu demek ile bile en azından belki bir teşekkürü beklemekte diyebiliriz.

Peki, çözümü nedir, neler yapılmalıdır? (Kendimizde ya da bir yakınımızda bunu fark etmeye başlamışsak)

 

Bir başkasına kendini adamışçasına, kopamadan, öz iradesi ile kararlar alma sorumluluğunu üstlenememekte olan kişilerin bir uzman desteği alması, sürecin daha kısa sürede kişi, çevresi ve ilişkilerine zarar gelmeden bu süreci yaşamasına yarar sağlayacaktır.